LongCut logo

Eğitim A.Ş.: Türkiye’nin eğitim krizi | Kuşbakışı

By Aposto

Summary

Topics Covered

  • Köy Enstitüleri Kalkınma Devrimiydı
  • 12 Eylül İtaat Kültürü Yarattı
  • Maarif Modeli Aydınlanmayı Terk Ediyor
  • Eğitim Sınıf Kaderini Pekiştiriyor
  • MESM'ler Çocuk İşçiliği Meşrulaştırıyor

Full Transcript

Türkiye'de eğitim bedava değil. Her iki

liseden biri özel. Devlet okullarındaysa

en temel ihtiyaçlar için bile velilerden para alınıyor. Oysa genç cumhuriyetin

para alınıyor. Oysa genç cumhuriyetin eğitim ideali köy enstitülerinde vücut bulmuş, Türkiye'nin her karışını kalkındırmak üzere yola çıkmıştı. Son 22

yıla baktığımız zaman adım adım çocukların yani bireylerin ülkemizde kendi sınıfına mahkum olacağını gösteriyor. Bütün sistemin de ben buna

gösteriyor. Bütün sistemin de ben buna göre kurulduğunu düşünüyorum. Yani

yoksul çocuklar zaten devlet okullarında okurlar ya da meslek liselerinde okurlar. sosyoekonomik olarak daha

okurlar. sosyoekonomik olarak daha avantajlı olan çocuklar gidebiliyorsa bir özel okulda okurlar ve bu şekilde hayatlarına devam ederler. Her adımı

ters yönde bir öteki izledi ve siyasi kutuplar arasında bir sarkaç gibi gidip geldi eğitim sistemi. Çünkü Türkiye'de

eğitimin tarihi yalnızca okulların değil siyasi iradenin o okullardan nasıl bir nesil yükselmesini istediğinin hikayesi.

[Müzik] Küçük terini korumak bir okul birincisi olduğum halde bu terene katılmama müsaade edilir mi? Ruhumuz senden

ilahi. Şudur ancak emeli.

Cumhuriyetin ilk döneminde eğitim alanında yapılan değişiklikler sadece bir eğitim reformu değil, yeni bir ulus inşa etmenin parçasıydı. Bu dönemde

Osmanlı'nın son yıllarındaki parçalanma sürecinden miras kalan çok başlı dini temelli ve eşitsiz eğitim sisteminin yerine çağdaş, laik ve ulus devlet modeline uygun bir eğitim düzeyinin kurulması hedeflendi. Bu çabanın kökleri

kurulması hedeflendi. Bu çabanın kökleri Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde atılmıştı. Ama yalnızca belli bir zümre

atılmıştı. Ama yalnızca belli bir zümre çağdaş kaliteli bir eğitim görebiliyordu. Türk milleti zekidir.

görebiliyordu. Türk milleti zekidir.

Cumhuriyetin en iddialı, en ilham verici projelerinden biri bu kaliteli eğitimi Anadolu'nun tamamına yaymaktı. Kurtuluş

Savaşı'nın en zorlu dönemlerinde Cumhuriyet devrimi başarılı olacaksa bunun toplumsal bir kalkınmayla mümkün olacağı biliniyordu. Sakarya Meydan

olacağı biliniyordu. Sakarya Meydan Muharebesi'nin hemen öncesinde Mustafa Kemal Ankara'da Maarif Kongresi'ni topladı. Bu kongrede Anadolu'da çağdaş

topladı. Bu kongrede Anadolu'da çağdaş Eğitim Birliği'in sağlanmasının, bu doğrultuda öğretmenler yetiştirilmesinin temelleri atıldı. Cumhuriyetin ilk

temelleri atıldı. Cumhuriyetin ilk yıllarında Milli Eğitim Bakanlığı kuruldu. Medreseler kapatıldı. Yeni

kuruldu. Medreseler kapatıldı. Yeni

okullar açıldı. Karma eğitime geçildi ve okuryazarlığı artırmak için Latin alfabesi kabul edildi. Başöğretmen

unvanını alan Mustafa Kemal Atatürk bu dönemde ülkenin sorunlarını yerinde görmek için yurdu geziyordu. Büyük bir

devrim, yeni bir ülke, hızla hayata geçirilen reformlar. Eğitimin görevi

geçirilen reformlar. Eğitimin görevi yalnızca bilgi aktarmak değil. yeni

rejimin cumhuriyetin vatandaşlarını yetiştirmek olmalıydı. Bu amaçla

yetiştirmek olmalıydı. Bu amaçla aydınlanma devriminin ilk adımlarından biri olarak 1932 yılında halk evleri kuruldu. Eğitim reformunu köylere

kuruldu. Eğitim reformunu köylere taşımanın vakti gelmişti. Bunun için

cumhuriyet ideallerine bağlı donanımlı öğretmenlere ihtiyacı vardı ülkenin. Bir cumhuriyet efsanesi olan

ülkenin. Bir cumhuriyet efsanesi olan köy enstitüleri bunu hedefliyordu.

Enstitülerde hem akademik bilgi, hem sanat, hem de tarım, marangozluk, yapı işleri gibi beceriler öğretiliyordu. Bu

öğrenciler öğretmen olarak köylerine geri dönüyor. Köylerinde birer kalkınma

geri dönüyor. Köylerinde birer kalkınma lideri oluyordu. Enstitü mezunları

lideri oluyordu. Enstitü mezunları arasında büyük yazarlar vardı. Artık köy

hayatı İstanbul'dan yazılmayacaktı.

Köylü kendi hikayesini yazacaktı. Enstit

çıkışlı yazar Emin Özdemir'e göre onlar edebiyatın coğrafyasını değiştirdiler.

Köy enstitüleri halkçılık ilkesini ete kemiğe büründüren bir eğitim reformuydu.

Hocaları Aşık Veysellerdi. Anadolu'nun gerçek anlamda

Veysellerdi. Anadolu'nun gerçek anlamda kalkınması için ekonomik sistemler de yeniden düşünülmeliydi. Köylü artık

yeniden düşünülmeliydi. Köylü artık yalnızca toprak ağının mahsulünü işlemeye mahkum olamazdı. 1945 yılındaki

çiftçiyi topraklandırma kanunu toprak zenginlerin arazilerinin bir kısmını kamulaştıracak topraksız çiftçiye dağıtacaktı ama bu gelişmelerden rahatsız olanlar da vardı. Tek parti

dönemiydi ama toprak reformu CHP içinde büyük bir muhalefet yarattı. Bu

muhalefeti yürüten vekillerin ya kendileri ya akrabaları toprak zengini kimselerdi. Bu grubun sözcülüğünü de

kimselerdi. Bu grubun sözcülüğünü de Aydın milletvekili Adnan Menderes yapıyordu. Menderes öncülüğünde ve büyük

yapıyordu. Menderes öncülüğünde ve büyük toprak sahiplerinin desteğiyle 1946 yılında Demokrat Parti kuruldu. 1950'de

iktidara geldi. Köylünün ekonomik ve kültürel olarak kalkınması DP'nin iktisadi ve ideolojik öncelikleriyle çatışıyordu. İlk icatlerinden biri halk

çatışıyordu. İlk icatlerinden biri halk evlerini kapatmak oldu. Anadolu'nun

makus tarihini yenmek için yola çıkan köy enstitüleri de o yıllarda yaşanan soğuk savaş atmosferi ve artan antikomünist baskılar sonucu kapatıldı.

Demokrat Parti döneminde eğitim sistemi cumhuriyetin kurucu vizyonundan uzaklaşıyordu. Eğitim muhafazakarlaşmaya

uzaklaşıyordu. Eğitim muhafazakarlaşmaya başladı. İmam hatip kursları yeniden

başladı. İmam hatip kursları yeniden açıldı ve zamanla okullaştı. İlahiyat

fakülteleri de teşvik edildi. Benzer

rota değişiklikleri hemen her alanda yaşanıyordu. 27 Mayıs 1960 yılında düşük

yaşanıyordu. 27 Mayıs 1960 yılında düşük rütbeli subaylar ülkenin ilk askeri darbesini gerçekleştirdi. Türk Silahlı

darbesini gerçekleştirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri ele vererek memleketin idaresini ele almıştır. Buna devrim

diyen de oldu, ihtilal diyen de. Ancak

sonucunda Türkiye tarihinin en özgürlükçü anayasası yapıldı. Bu

özgürlük ortamında geçen dönemde özellikle üniversite öğrencileri örgütlenecek, protesto düzenleyecek fırsatlar buldular ve dünyadaki tartışmaların da etkisiyle politize oldular. 1968 sonrası sağ sol

oldular. 1968 sonrası sağ sol çatışmaları en ağır günlerini yaşadı. 71

muhtasıyla üniversitelerin özerklikleri azaltılmaya başlandı. 70'ler boyunca

azaltılmaya başlandı. 70'ler boyunca ülkede ekonomik, toplumsal ve siyasi kaosa hakimdi. İşte böyle bir ortamda 12

kaosa hakimdi. İşte böyle bir ortamda 12 Eylül 1980 askeri darbesi ülkenin gidişatını kökten bir şekilde değiştirdi. Darbenin lideri Kenan Evren

değiştirdi. Darbenin lideri Kenan Evren 1961 anayasası için "Bize bol geldi, içinde oynamaya başladık." demişti.

Baskıcı darbe dönemi ve 82 anayasası ise ülkeyi bir deli gömleğine soktu. 1961

anayasası hürriyetleri getirmiştir.

Fakat bunların sınırlarını yeterince çizememiş ve bu hürriyetlerin karşılığındaki sorumluluğu hukuken tesis edememiştir. Eğitim o ana deek hiç

edememiştir. Eğitim o ana deek hiç olmadığı kadar merkezi ve ideolojik bir hale getirildi. Eğitim sisteminde Türk

hale getirildi. Eğitim sisteminde Türk İslam sentezinin temelleri atıldı. Darbe

sonrası oluşturulan Milli Eğitim politikaları laiklik vurgusunu azaltarak dini ve milli değerleri ön plana çıkardı. 82 anayasasıyla Din Kültürü ve

çıkardı. 82 anayasasıyla Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri zorunlu hale getirildi. 12 Eylül yönetimi eğitim

getirildi. 12 Eylül yönetimi eğitim kurumlarında otoriteye saygı, hiyerarşi, düzen ve disiplin gibi kavramları ön plana çıkardı. Sıkı yönetim atmosferi

plana çıkardı. Sıkı yönetim atmosferi okullara yansıdı. Öğrenci birlikleri

okullara yansıdı. Öğrenci birlikleri yasaklandı. Siyasi fikirlerin

yasaklandı. Siyasi fikirlerin tartışılması engellendi. Üniversiteleri

tartışılması engellendi. Üniversiteleri hükümetin çizgisine göre şekillendirmek için 1981 yılında yükseköğretim kurulu hayatımıza girdi. Üniversiteler

hayatımıza girdi. Üniversiteler Ankara'dan yönetilir oldu. Dekan

atamaları, üniversite bütçelerinin kontrolü, rektör önerileri, üniversite müfredatının belirlenmesi ve öğrencilerin kabul prosedürüne YÖK karar vermeye başladı. Bütün kademelerde

vermeye başladı. Bütün kademelerde müfredat merkezileşti. Sosyal bilgiler,

müfredat merkezileşti. Sosyal bilgiler, edebiyat, tarih kitaplarında sol ve sosyalist görüşler, ilerici yazarlar müfredattan çıkarıldı. Bunların yerine

müfredattan çıkarıldı. Bunların yerine milliyetçi, devletçi, muhafazakar bir dil benimsendi. Vatandaşlık bilgisi

dil benimsendi. Vatandaşlık bilgisi derslerinde öğrencilere iyi bir vatandaş olmanın kuralları anlatıldı. Devlete

bağlılık, otoriteye saygı, milli marş ve bayrak sevgisi. Eleştirel düşünce geri

bayrak sevgisi. Eleştirel düşünce geri planda kaldı. itaat kültürü teşvik

planda kaldı. itaat kültürü teşvik edildi. İşçi hareketlerini

edildi. İşçi hareketlerini sınırlandıracak, maaşları baskılayacak ve piyasaları serbestleştirecek 24 Ocak kararlarının mimarı Turgut Özal Milli Güvenlik Konseyinde ekonominin

başındaydı. 1983 sonrası Özal dönemi ile

başındaydı. 1983 sonrası Özal dönemi ile birlikte serbest piyasa ekonomisine geçişin etkileri eğitimde de hissedildi.

Özel okullara yönelik yasal düzenlemelerle eğitimde özelleşme süreci başladı. Liberalleşme ile birlikte özel

başladı. Liberalleşme ile birlikte özel sektörün nitelikli eleman ihtiyacı arttı. Bunu karşılamak için birçok

arttı. Bunu karşılamak için birçok şehirde Anadolu ve fen liseleri, vakıf üniversiteleri kuruldu. Bu

üniversiteleri kuruldu. Bu özelleştirmeler haricinde 80 darbesinin mirasına eğitim alındı. Hiç dokunulmadı.

90'lı yılların ikinci yarısında Necmettin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi hükümetin büyük ortağıydı.

Erbakan ilk yurt dışı ziyaretini İran'a yapmıştı. Refah Partisi'nden isimler

yapmıştı. Refah Partisi'nden isimler laikliğe karşı eylemler düzenliyordu.

Sokaklarda şeriat eylemleri yapılıyordu.

Tarikat liderleri Fethullah Gülen de dahil olmak üzere başbakanlık konutunda iftar yemeğine davet ediliyordu. Toplum

bu sefer din ve laiklik üzerinden kutuplaşmıştı. 1997 yılında asker yine

kutuplaşmıştı. 1997 yılında asker yine sahneye çıktı. İrtica ile mücadele

sahneye çıktı. İrtica ile mücadele kapsamında 28 Şubat kararları alındı. Bu

kararların merkezinde yine eğitim vardı.

İmam hatip ortaokulları kapatıldı.

yalnızca lise olarak faaliyetlerine devam edilmesine izin verildi. Ama

burada okuyan öğrencilere üniversiteye girişte bir katsayı uygulanıyordu. Bu

yüzden de bu sınavda başarılı olmalarına gerçek bir şans tanınmıyordu. 80 darbesi

ve 28 Şubat süreci eğitimin ideolojik bir aygıt olarak rolünü güçlendirdi.

2000'lere geldiğimizde AK Parti'nin tek başına iktidara gelmesiyle birlikte siyasetteki dengeler tepe taklak olmuş, bu aygıt el değiştirmişti. Bununla

birlikte eski defterler yeniden açıldı.

Bu ideolojik kavga son 20 yılında sık sık karşımıza çıktı. 2011 yılında Milli Güvenlik dersi kaldırıldı. 2012 yılında

4 + 4 + 4 sistemine geçildi ve zorunlu eğitim 8 yıldan 12 yıla çıkarıldı. Bu imam hatip ortaokullarının

çıkarıldı. Bu imam hatip ortaokullarının açılmasına imkan tanıdı. Aynı zamanda

Milli Eğitim Bakanlığı'nın Kur'an kursları üzerinde denetleme yetkisi kaldırıldı ve bu kurslara katılımdaki yaş sınırı da kaldırıldı. Meclis Milli

Eğitim Komisyonu üyesi ve AK Parti milletvekili Ahmet Hamdi Çamlığı, yeni müfredatın içerinde yer alan cihat kavramı için "Cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmenin faydası yok."

demişti. Bununla birlikte İmam Hatip Lisesi mezunlarının üniversiteye girişini zorlaştıran katsayı kaldırıldı.

Katsayı kaldırma tasarısı ilk defa 2003 yılında gündeme gelmişti. Çok fazla

tepki çekince dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan acelemiz yok." diyerek

tasarıyı geri çekti. Bu öneri 2008 yılında AK Parti'ye açılan kapatma davasının iddianamesinde de yer almıştı.

2013 yılında o dönem yürütülen çözüm süreci kapsamında okullardaki öğrenci anda uygulaması sona erdi. 2014 yılında

Anadolu öğretmen Okulları kapatıldı.

Bununla birlikte 1848 yılında dönemin öğretmen yetiştirme okulları olarak kurulan Darül Mualliminle başlamış ve kö sütüleriyle taçlanmış 177 yıllık bir gelenek sona erdi. Yine aynı yıl

dershanelerin kapatılması süreci başladı. 2018-2019 yılı sonuna dek

başladı. 2018-2019 yılı sonuna dek dershanelerin özel okula dönüşeceği açıklandı. 2017'de kapsamlı bir müfredat

açıklandı. 2017'de kapsamlı bir müfredat değişikliği yapıldı. Evrim teorisi

değişikliği yapıldı. Evrim teorisi müfredattan çıkarıldı. Atatürk'le ilgili

müfredattan çıkarıldı. Atatürk'le ilgili konular seyreltildi. Lisede felsefe

konular seyreltildi. Lisede felsefe derslerinde ahlak, sanat, varlık, siyaset felsefesine yer verilmeyerek ünite sayısı azaltıldı. 15 Temmuz darbe girişimi ise çağdaş felsefe ünitesine

konuldu. İçinde bulunduğumuz eğitim

konuldu. İçinde bulunduğumuz eğitim öğretim yılına da Türkiye yüzyılı Maarif Modeli Köklerd'den geleceğe başlığıyla duyurulan yeni müfredat ile başladık.

Maarif modelinin arkasında milliyetçi muhafazakar vatandaş yetiştirme tahayyülü var. Öğrencilerin nasıl

tahayyülü var. Öğrencilerin nasıl yetişmesi gerektiği müfredatın temel meselesi. Aslında bütün ülkeler bunu

meselesi. Aslında bütün ülkeler bunu yapıyor. Eğitim politik bir alan Türkiye

yapıyor. Eğitim politik bir alan Türkiye yüzyılı marif modeli denmesinin altını çizmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü

Türkiye yüzyıl ifadesi bir partinin propaganda ifadesidir. Bir müfredatın

propaganda ifadesidir. Bir müfredatın ismine verilmesi başlı başına zaten ideolojik bir şey.

Öğrencilerimizin milli ve manevi değerlerini öğreneceği bir sistem kurduk. Hatta evrensel değerler bile

kurduk. Hatta evrensel değerler bile milli ve manevi değerlere uygun ise müfredatta yer almıştır deniliyor.

Özellikle bu müfredatın temeline koyulan eee örneğin kamil insan yetiştirmek, erdemli insan yetiştirmek, eee kendi köklerinin farkında olan insan yetiştirmek, milli manevi değerlerine

sahip çıkan insan yetiştirmek gibi ifadeler yer alıyor. Cumhuriyetin eğitim

idealinde arka planında aydınlanma felsefesi olan, yüzü batıya dönük, çağdaş, aklını ön plana koyan bir eğitim sistemi yaratılmıştı. Ben bu Maarif

sistemi yaratılmıştı. Ben bu Maarif modelinin tam olarak bu cumhuriyetin idealleriyle bir çatışma üzerinden oluşturulduğunu düşünüyorum. değerler

oluşturulduğunu düşünüyorum. değerler eğitimini de aslında müfredatın parçası yaptığımız zaman ister istemez eee müfredatın içerisindeki bilimsel içerik

görünmez kılınmış oluyor. Özgür

düşünceden uzak uyumlu bir vatandaşı eee tarif ettiğini düşünüyorum. Yeni

müfredatın. Türkiye genelinde ortaokul seviyesinde imam hatip okullarının oranı 10 yıl içinde iki katına çıktı. İmam

hatip kurumlarının sadece sayısı değil bütçeden aldığı pay da artıyor. Ancak

devlet okulları kaynak bulmakta zorlanıyor. Ekonomik krizde onlara son

zorlanıyor. Ekonomik krizde onlara son darbeyi vurdu. Çocukların hangi

darbeyi vurdu. Çocukların hangi koşullarda eğitim aldığını ya da alamadığını ülkenin ve ailelerin ekonomik koşulu belirliyor. Bu son 20 yılda daha da belirginleşti.

Gelir eşitsizliği son 18 yılın zirvesinde. Neredeyse iki çocuktan beri

zirvesinde. Neredeyse iki çocuktan beri yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Ekonomik krizin etkisi eğitim üzerinde de hissediliyor. Zorunlu eğitim çağında

de hissediliyor. Zorunlu eğitim çağında olmasına karşın eğitim dışında kalan çocuk sayısı son 3 yılın en yüksek seviyesinde. Eğitim dışında kalan çocuk

seviyesinde. Eğitim dışında kalan çocuk oranı özellikle doğu illerinde %30'ları buluyor hatta geçiyor. Bu bazı illerde her üç çocuktan birinin örgün eğitimin dışında olması, bölgesel farklılıkların

kendilerini devam ettirmesi demek. Peki

madem Türkiye bir sosyal devlet ve anayasada yazdığı üzere eğitim devlet okullarında parasız, bu ekonomik kriz neden çocuğunun eğitimini düşünen kişileri bu denli endişelendiriyor ve

çocukları eğitimsiz bırakıyor? Bunun

aslında bariz olduğu kadar üzücü bir yanıtı var. Burada yalnızca faiz servis

yanıtı var. Burada yalnızca faiz servis fiyatlarından, beslenme masraflarından bahsetmiyoruz. Eğitimin kendisi de

bahsetmiyoruz. Eğitimin kendisi de paralı. Devlet okullarındaki sınıfların

paralı. Devlet okullarındaki sınıfların kalabalığı, öğretmenlerin yetersizliği ve fiziki koşulların yanı sıra eğitimdeki din vurgusunun artması velileri özel okullara yönlendirdi.

Devlet de eğitimde özel sektörünün payını arttırmasını destekliyordu.

2000'lerin başından 2020'lerin başına özel okulların eğitimdeki payı neredeyse 4 katına çıktı. Liselerdeki özel okul payı da aynı şekilde çığ gibi arttı.

%46'ya yükseldi. Yani her iki liseden biri özel. İstanbul'da ise bu oran

biri özel. İstanbul'da ise bu oran yaklaşık %70. Veliler devlet okullarının

yaklaşık %70. Veliler devlet okullarının sağlaması gereken güvenlik gibi, beslenme gibi, kalabalık olmayan sınıflar gibi özellikler devlet okulları tarafından sağlanmadığı için eee

çoğunlukla özel okullara yöneliyorlar.

Birincisi bu. İkincisi devlet

okullarının eee son dönemde nitelikli niteliksiz diye ayrılması. Bu da

verileri çok yönlendirdi. Öğrenciler LGS

sınavına girdikten sonra e belli puanları alabilirlerse nitelikli denilen tırnak içerisinde puanla girilen okullara yerleşebiliyorlar. Eğer bu puanları

yerleşebiliyorlar. Eğer bu puanları alamazlarsa LGS eee sınavından evlerinin en yakınındaki yani bulundukları semtlerde puanla girilmeyen ismi de

niteliksiz olan okullara yerleşiyorlar.

Türkiye'de AKP'nin özellikle bu eğitimi piyasalaştırma politikalarından dolayı eee ben bunun bir gettolaşma oluşturduğunu düşünüyorum. Aslında

oluşturduğunu düşünüyorum. Aslında herkes kendisi gibi eee kendi çocuğun gibi çocukların okuduğu okullarda yoksul

bir ailenin çocuğuysa evinin en yakınındaki varsa bir eee Anadolu Lisesi eee yoksa mecburen imam hatip okuluna

gitmek zorunda. Eğer ailenin

gitmek zorunda. Eğer ailenin sosyoekonomik gücü yeterliyse aile o semtteki ve yakın çevredeki eee bir özel okula veriyor çocuğunu. İnanılmaz bir

ayrışma var. Hep bize anlatılır ya işte bizim çocukluğumuzda bir işçiyle bir memurun, bir doktorla bir avukatın, bir mühendisle bir öğretmenin çocuğu aynı sınıftaydı. Şu anda böyle bir şeyi

sınıftaydı. Şu anda böyle bir şeyi kesinlikle söyleyemeyiz. Her ne kadar

kesinlikle söyleyemeyiz. Her ne kadar özel lise oranı çok yüksek olsa da öğrenci sayıları bize farklı bir hikaye anlatıyor. Liselerin yarısı özel ama

anlatıyor. Liselerin yarısı özel ama öğrencilerin %10'undan azı özel liselerde okumaya fırsat buluyor. Mesela

sınıf büyüklüğü. Devlet okullarında bir sınıfta ortalama olarak 26 öğrenci bulunurken, özel okullarda bu sayı yalnızca 12. Devlet okullarında

yalnızca 12. Devlet okullarında öğrencilerin öğretmenlere oranı 16 iken bu oran özel okullarda 9. Yani özel

okullarda okuyanlar daha küçük sınıflarda ve daha çok öğretmen ilgisiyle eğitim görüyor. Hal böyleyken

devlet mutlaka eğitime yaptığı yatırımı arttırıyordur diye düşündük. Sayılara

baktık. Gelin görün ki MEB bütçesinin merkezi bütçeye oranı yıllar içinde azaldı. Öğrenci başına dolar bazında

azaldı. Öğrenci başına dolar bazında eğitim harcaması ise son 10 yıldır inişli çıkışlı olsa da giderek düşüyor.

Devlet okullarının durumu da bunu yansıtıyor. Okulların temizliği bu dönem

yansıtıyor. Okulların temizliği bu dönem en çok gündeme gelen konulardan. MB'in

kadrolu temizlik personeli atamaması ve ihtiyacın geçici olarak temizlik personeliyle karşılanması nedeniyle okulların temizliğine ilişkin sorunlar olduğu, personel sayısının ve çalışma sürelerinin yeterliliği olmadığı daha

önce de paylaşılıyordu. Temizlik

personeli alımında yapılan değişiklikler nedeniyle sorun daha da derinleşti.

Özellikle verilecek ücretin düşmesi sonucu okullarda temizlik personeli olarak çalışmak isteyen kişi sayısı azaldı. Peki okullar bununla nasıl

azaldı. Peki okullar bununla nasıl mücadele ediyor? Devlet okulunda

mücadele ediyor? Devlet okulunda öğretmenlik yapan biriyle konuştuk. bize

anlattığına göre öğretmenler kendi cebinden sabun parası veriyor veya öğrencilerden istiyorlar okula sabun getirmelerini. İkinci bir yöntemse okul

getirmelerini. İkinci bir yöntemse okul aile birliği üzerinden toplanan fonlarla okulun yerine getirmekte zorlandığı temel fonksiyonlarını idare etmeye çalışmaları. Bu şöyle oluyor. Siz

çalışmaları. Bu şöyle oluyor. Siz

çocuğunuzu okula kayıt yaptırmaya götürdüğünüzde daha ilk günden müdür sizden bir kayıt parası istiyor.

Bulunduğunuz maliye göre bu 5.000 ile 50.000 L arası değişebiliyor. Bunu

vermek zorunda değilsiniz. Yani

vermezseniz çocuğunuz okula kayıt yapamayacak diye bir şey yok. Ama bu

konuda ciddi bir psikolojik baskı var.

Diğer veliler veriyor. Siz de verin.

Şimdi verebileceğiniz kadarını verin.

Devamını taksit taksit hallederiz deniliyor. Veliye bir baskı uygulanıyor.

deniliyor. Veliye bir baskı uygulanıyor.

Asıl para da gezilerden, etkinliklerden alınıyor. Okul gösterileri geziler için

alınıyor. Okul gösterileri geziler için velilerden maliyetin 4 katı para toplanıyor. Bu duruma öğretmenler de

toplanıyor. Bu duruma öğretmenler de tepkili. Ancak okula temizlik personeli

tepkili. Ancak okula temizlik personeli getirmek, okulun ihtiyaçlarını karşılamak için bunlar gerekli [Müzik] deniliyor. 2024 Eylül TÜK enflasyon

deniliyor. 2024 Eylül TÜK enflasyon verilerine göre son 10 yılda eğitim grubunda enflasyon %877 olurken son 2 yılda %250 ve son bir yılda da %94 oldu.

Ayrıca güvenlik de veliler için bir endişe kaynağı. PISA 2022 sonuçlarına

endişe kaynağı. PISA 2022 sonuçlarına göre Türkiye'deki öğrencilerin %25'i son bir ay içinde okullarında çetelerle karşılaştıklarını, %26'sı ise okulda silah veya bıçak taşıyan öğrencilere

şahit olduklarını bildirdi. Türkiye'de

eğitim harcamalarının önemli bir bölümü %75'i kamu kaynakları tarafından finanse edilse de hane halkı eğitim harcamalarının tüm eğitim harcamalarına oranı sıralamasında Türkiye OECD

ülkeleri arasında 3. sırada. Bu

harcamaların farklı kesimlerdeki kırılımına baktığımızda Türkiye'deki sosyoekonomik eşitsizliğin derecesi ve bunun nasıl kendini yeniden ürettiği ile ilgili korkunç bir tabloyla karşılaşıyoruz. Türkiye'de bireysel

karşılaşıyoruz. Türkiye'de bireysel eğitim harcamaları gelire %20'lik gruplara göre değerlendirildiğinde en düşük %20'lik gelir kesiminde yer alanlar tüm hane halkı eğitim harcamalarının yalnızca %1,5'unu

gerçekleştirirken en üst %20'lik dilimde yer alan haneler ise tüm eğitim harcamalarının %63,1'ini yapıyor. Yani

en zengin 20 insan, en yoksul 20 insandan 60 kat fazla para harcıyor eğitime. İmam hatiplerden, özel

eğitime. İmam hatiplerden, özel okullardan, devlet okullarından bahsettik. Bir de MESM'ler var. Yani

bahsettik. Bir de MESM'ler var. Yani

mesleki eğitim merkezleri. 2016'da

çıraklık eğitiminin örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınmasıyla kurulan mesleki eğitim merkezlerinde öğrenciler haftada bir gün okulda teorik eğitim, 4 veya 5 gün ise sözleşme imzaladıkları

işletmede beceri eğitimi görüyorlar. 9,

10 ve 11. sınıf öğrencilerine asgari ücretin en az %30'u, 12. sınıftaki

kalfalara ise asgari ücretin en az %50'si kadar maaş veriliyor. Bu

genellikle devlet tarafından karşılanıyor. Bu neoliberal

karşılanıyor. Bu neoliberal politikaların tam olarak en saf haliyle yani o biraz belki sloganvari bir cevap olacak ama vahşi kapitalizmi en çok

gördüğümüz yer de burası. Toplumsal

karşılığı şu: herkes kendi sınıf kaderini yaşar. Şimdi mesemler başlı

kaderini yaşar. Şimdi mesemler başlı başına çok büyük bir sorun. Çünkü

çocuklar 9. sınıftan 12. sınıfa kadar

haftada bir gün okula gidiyorlar. 4 gün

bazen 4,5 gün bazen 5 gün cumartesi de dahil olmak üzere eee çalışıyorlar aslında tırnak içerisinde mesleki eğitim adı altında bu çocuklar çalışıyorlar.

Dolayısıyla toplumun önemli bir kesimi bu vahşi kapitalist politikaların altında eziliyor, işçileştiriliyor.

Okulda bizim kullandığımız kavram seti bellidir. Yani pedagojik kavram

bellidir. Yani pedagojik kavram setlerimiz var. Bunlardan bir tanesi

setlerimiz var. Bunlardan bir tanesi okula devam devamsızlık. Mesemlerde ise

öğrenci için yani mesemlere devam eden eee öğrenciler için izin kavramı kullanılıyor. Meseme devam eden

kullanılıyor. Meseme devam eden öğrencilerin yıllık 30 gün izin hakkı var. Bu izin kavramı bile başlı başına

var. Bu izin kavramı bile başlı başına onların aslında öğrenci değil işçi olduğunu gösteriyor. Yaklaşık yarım

olduğunu gösteriyor. Yaklaşık yarım milyon öğrenci meseme kayıtlı. Bu

öğrencilerin akranlarıyla aynı koşullarda örgün öğitime devam edememesi sorunun sadece bir yüzü. Bunun yanı sıra çocukların çalıştıkları yerlerde iş güvenliğine dair ciddi sıkıntılar

yaşanıyor. Milli Eğitim Bakanlığı MSM

yaşanıyor. Milli Eğitim Bakanlığı MSM kayıtlı öğrencilerle ilgili can kayıbı sayılarını yani resmileştirilmiş çocuk işçilerinin ölümlerine dair verileri açıklamıyor. Ancak İşçi Sağlığı ve İş

açıklamıyor. Ancak İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi açıklamasına göre 2024 yılında en az 71 çocuk işçi hayatını kaybetti. 28'i mesemde okuyordu. Son 12

kaybetti. 28'i mesemde okuyordu. Son 12

yılın en çok çocuk işçi ölümü 2024'te meydana geldi. Bu yaşananlar sırasında

meydana geldi. Bu yaşananlar sırasında öğretmenler nerede diye sorarsanız bir kısmı sözleşmeli öğretmenlik uygulamasıyla güvencesiz koşullara mahkum edildi. Prekaryalaştırıldı. Bu

mahkum edildi. Prekaryalaştırıldı. Bu

uygulama ilk kez AK Parti döneminde 2006'da getirildi. 2011'de kaldırıldı.

2006'da getirildi. 2011'de kaldırıldı.

2016'da geri getirildi. Başka yere

atanan, mülakattan elenen, hiç atanamayan öğretmenlerle ilgili de gündemde önemli konular var. Bunlar

başlı başına bir çalışmanın konusu ama öğretmenlerin çalışma koşulları ve işlerine bağlılıkları eğitimin kalitesiyle direkt olarak bağlantılı.

Burada çok ilginç bir veri var.

Öğretmenlerin mesleğe başlama maaşlarıyla alabilecekleri en yüksek maaş arasında çok az fark bulunuyor.

Türkiye'de mesleğin MEB kadrolarında yeni başlayan bir öğretmen ile o kademede mümkün olan en yüksek maaşı alan bir öğretmenin maaşları arasındaki fark her kademede %9. Ocd ortalaması isa

%65. Yani öğretmenlerin maaşları yıllar

%65. Yani öğretmenlerin maaşları yıllar içinde deneyimine veya performansına bağlı olarak artmıyor. Yerinde sayıyor.

Bu da öğretmenlerin motivasyonlarını, heveslerini ciddi anlamda etkiliyor haliyle. Yani bugünkü duruma

haliyle. Yani bugünkü duruma baktığınızda bir öğrenci olarak seçenekleriniz şöyle duruyor. Ya devlet

okuluna gideceksiniz. Burada en temel ihtiyaçlarınız bile karşılanmayacak.

Bunu telafi edebilmek için öğretmenleriniz, velileriniz ceplerinden para verecek. Ya imam hatip okullarına

para verecek. Ya imam hatip okullarına gideceksiniz. Maddi anlamda daha

gideceksiniz. Maddi anlamda daha konforlu, devlet imkanlarının daha bol kullanıldığı bir yerde ideolojik bir eğitim alacaksınız. Ya özel okullara her

eğitim alacaksınız. Ya özel okullara her yıl katlanarak artan yüz binlerce lira verecek aileniz ya da mesleki eğitim merkezlerinde çocuk işçi olarak çalışacaksınız. Bunlar mevcut iktidarın

çalışacaksınız. Bunlar mevcut iktidarın bilinçli eğitim politikalarının çıktıları. Okullarda örgütsüz iş gücü

çıktıları. Okullarda örgütsüz iş gücü olarak emeğinizle, astronomik ücretler verip verginizle veya ideolojik eğitim veren okullarda geçirdiğiniz siyasi

dönüşümle iktidarı besleyeceksiniz. Ya

da en azından sizden bu bekleniyor.

Eğitim sistemi girdiğimiz sınavların isimleri ve o dönemki bakanların isimleri hepimiz için değişiyor ama ortak olarak tecrübe ettiğimiz bazı sıkıntılar, yer yer bazı güzel şeyler de

var. Siz de bu konuyla ilgili

var. Siz de bu konuyla ilgili sorularınızı kendi tecrübenizden bazı kısımları lütfen yorumlarda bizimle paylaşın. Sonraki videolardan haberdar

paylaşın. Sonraki videolardan haberdar olmak için de lütfen kanalımıza abone olun. Görüşmek üzere. Esen kalın.

olun. Görüşmek üzere. Esen kalın.

Yeah.

Loading...

Loading video analysis...